Renklerimizle barışmaya

Birey olabilme travmasını atlatamamış bir ülke belki de dünya olarak elbette LGBTİ+ bireylerinin varlığını kabullenmek kolay bir süreç olmamıştır, olmayacaktır da…

Sana sunulan bir dünya var önünde bir de kendi gerçek dünyan; seçim hakkından çok, sağ sola çekiştirilme ve çatışmaları benliğinde yaşatan bir dünya…

Ahlaktan dem vururuz, ahlak dediğimiz nokta da kendini burada açığa çıkarır. Öz benliğinle yaşama hakkını elinden alan bir olgudur ahlaksızlığı yaratan. Kendi varoluşunla dünyada yer edinebilmektir, ahlaklı, aydın bir yaşam. Boğuluyoruz en çok ta kendi karanlık zihniyetlerimizde, kabullenemiyoruz bizim gibi olmayanı; oysa her birey bir dünyadır kendi ekseninde, her dünya farklı bir varoluş…

Sevmişse Ali Veli’yi ne çıkar bundan, gönül bağı kurmuşsa Ayşe Fatma’yla ne zararımıza. Aşk değil miydi ruhlarda yaşanan, neden bakarız ki cinsiyet farklılığına? İnsan değil miydi nihai varlığımız? Varsın hissettiğimiz cinsiyette benliğimizi tamamlayalım.

Ne zararı var renkli dünyaların karanlık, renklere zulmederken…

Barışın hakim olduğu, huzurlu bir dünya değil miydi nihai amacımız? Var olsun o halde her birey kendi cinsel-duygusal yöneliminde…

Özgürlükse mücadelemiz, nefes alan her canlı için geçerli olsun!

Her birey kendi öz yaşamıyla var olabilsin bizimle ki yaşayalım dostane. Nazım Hikmet’in de dediği gibi:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

Yazar: Olcay Aytürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir