Suriye’den Türkiye’ye bir Atom Karınca serüveni

Dezavantajlı grup olan mültecilerin yaşadıkları sıkıntıları öğrenmek, yaşanılan uyum sürecini anlamak ve Türkiye’de neler yaşadıklarını anlamak üzere Ahmet Osman ile röportaj gerçekleştiriyoruz ve Ahmet’in maruz kaldığı ayrımcılıklar, mültecilerin uzun süre çalıştırılmalarına rağmen düşük ücret almaları üzerine konuşuyoruz.

Mülteci Bir Genç: Atom Ahmet

Yedi yıl önce Türkiye’ye mülteci olarak gelen 20 yaşındaki Ahmet Osman ile yaşadıkları, umutları, hayalleri üzerine sohbet etmek için bir araya geliyoruz. Ortamın sıcaklığı, Ahmet’in samimiyeti, gençlik heyecanı ile başlıyoruz konuşmaya…

“Geldikten Sonra Okumak İstedim”

Arkadaşları tarafından Atom Karınca ’ya benzetildiği için Atom Ahmet olarak bilinen lise 3 öğrencisi, Türkmen bir genç olan Ahmet, başlıyor kendini anlatmaya:

“Ailemle beraber geldim Türkiye’ye. Uyum sürecim pek zor olmadı. Suriyeli Türkmen olduğum için pek zorlanmadım. Gelir gelmez çalışmaya başladım. Kendime telefon almak için.” Atom Ahmet burada hafifçe gülümseyerek devam ediyor, Türkiye’ye geliş sürecini anlatmaya. “İlk önce Gaziantep’e gelmiştim. Belli bir dönem okuldayken ayrımcılık da gördüm. Akrabalarımın çoğunun durumu iyi olmadığı için hep başka birilerinde kaldım. Biraz gelirim olunca neyse ki bu durumu yaşamadım. Ben geldikten sonra okumak istedim. Sonra bana bazı şartlar söylediler, ‘okuma yazman varsa başlayabilirsin’ dediler. Okula başladım. Lise 1’den başladım.” diyen Atom’a eğitim sürecini sorduğumuzda, “dersleri anlamaya çalıştım. Ama zorlanıyorum, anlayamıyorum. Derslerden anlamasam da geçiyordum. Zorlansam da okuluma devam ediyorum. Okulumu bırakmak istemiyorum.

Eğitimle ilgili olarak temelden bir şeyler öğretilmeli. ‘Staj yaparsam eğitim için bir şeyler öğrenirim’ dedim ama staj yerinde çay yapıyordum, misafir karşılaşıyordum bir şeyler öğrenemedim. Beni sadece orada kayıtlı göstermek için yapmışlardı. Benim tanıdığım gazeteci abimiz, arkadaşımız var. Onunla fotoğraf çekmeyi öğrendim, haber yazdım, kendimi geliştiriyorum. Ben gelmeden önce bir şeyler yazdım bu mesleği sevdim. Gazeteci olmak istedim. Burada sıkıntılı bir iş olduğu için vazgeçtim” yanıtını alıyoruz.

“Çekirdek Çitlerken Üzerime Atıyorlardı”

Atom Ahmet, kaldığı mahallede kimseyi tanımadan önce ayrımcılığa uğradığını, tanıştıktan sonra insanların alıştığını ve sorun yaşamadığını dile getirerek heyecanlı bir şekilde devam ediyor sözlerine:

“Bulunduğumuz mahalle de ayrımcılık yaşadığımızda kuzenim, babam ve ben zor durumda kaldık. Mahalledeki bir grup tarafından bize silah çekildi. Çıkan kavgada ev sahibi bile karşı taraftan korkuyordu. Bu iki üç kez oldu. Böyle karışıyorlardı. Bir de sigara istiyorlardı. Kullanmıyordum. Beni anlamıyorlardı. ‘Saatin yoksa çakmağında mı yok’ diyorlardı. Ya da çekirdek çitlerken üzerime atıyorlardı. Bir iki defa görmezden geldim. Sonra o kişiler tek tek cezaevine girdi. Ama ben daha polise şikayet etmeden önce. Benimle aynı mahallemde birkaç akrabam da kalıyor. Olaydan sonra Türkmen olduğumu öğrenince okulda beni korudular ‘bu bizden’ deyip koruyorlardı. Ama sonra orada tek Arap bir arkadaşımız vardı. Iraklı. Ona karışmak istiyorlardı. Ben engel oluyordum.”

Geldiği zamanlarda yaşadıklarını anlatan Atom, Suriye’deyken yaşadığı sorunları anlatmaya başlıyor hüzünle uzaklara dalarak:

“Olanlara rağmen Suriye’ye dönemiyoruz. Kendi adıma söylüyorum bunu. Ama Suriye düzelse dönmek isteyenler var. Böyle diyenler bile yine de gitmiyor. Orada bir hayat yok. Su yok elektrik yok. Gelse bile yarım saat olur. Mesela telefonun şarjını bile dolduramazsın. Su olmadıktan sonra zor. Hadi diyelim oldu olunca da çok pahalı. Diyelim evde haftalık masraf yüz bin Suriye parasına göre ama senin kazandığın haftalık 25 bin. Sen bununla nasıl yaşayabilirsin? Bu elektrik su olmadan sadece yemek paran. Kira da hariç. Bir de şöyle bir şey var. Yaşama koşullarını geçtim. Orada bir işlem yapmak için para lazım. Paran olmadan hiçbir şey yapamazsın. Yaşlılar büyüdükleri mahalleyi özlüyor. Genelde yaşlılar ve büyükler dönmek istiyor. Gençlere sorarsanız dönmek istemezler.”

“Uzun Süre Çalışmamıza Rağmen Ucuza Çalıştırıyorlar”

Türkiye’de geçimini nasıl sağladığını sorduğumuzda şöyle yanıtlıyor Ahmet: “Babam burada kendi işini yapmasına rağmen zor geçiniyoruz. Pandemi’de işçilere emekçilere sokağa çıkma yasağı yok. Pandemi’den önce sabah 7’de iş başlıyordu gece 11-12 gibi bitiyordu. Pandemi’de yasaklarda akşam saat 9’dan önce iş bitmek zorunda. Bu kadar çalışmaya rağmen aldığımız ücret haftalık 300 Türk lirası olabiliyor. Uzun süre çalışmamıza rağmen ucuza çalıştırıyorlar. Sigortam yok düzenli bir maaşım yok. Kızılay’dan yardım alma durumu var. Ama şartları var. En az üç tane çocuğunuz olmalı. Ve çocukların yaşı on sekiz altı olmalı. Kişi başı da aylık 120 lira veriliyor. Bir Türk gibi çalışıyorum, bir farkı yok. Elektrik, su öderken vergi veriyorum ama geçici korumadayım. Bize yönelik bir tolerans sağlanmıyor. Hastanelerde de bir kolaylık sağlanmıyor kendi paramla tedavi oluyorum.

Haber: Olcay Aytürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir