Hayata geçirdikleri ile hedeflerine ulaşan müzisyen Serdar Keskin

Hayata geçirdikleri ile hedeflerine ulaştığını söyleyen ve o hedeflerin kendisinin var oldukça devam edeceğini ekleyen müziğin üretken ustası Serdar Keskin ile müzikâl yolculuğu, pandemi ve tüketim kültürünün müziğe ve müzik sektörüne yansımaları hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. “Kendi yağında kavrulan bir müzisyen olarak benim hikâyem akmaya devam ediyor” diyen müzisyen Serdar Keskin’i kendisinden dinliyoruz.

“İstanbul’a geldiğimde hayatımın makas değiştirdiği günleriyle karşılaştım”

Müzikle 3 yaşında tanıştığını anlatan müzisyen Serdar Keskin, temel oyuncağının pikap ve plakları olduğunu dile getirirken 5 yaşında halk eğitim merkezinde mandolin kursu alarak müzikal yolculuğuna başladığını ifade etti. Çaldığı ilk enstrümanın mandolin olduğunu dile getiren Serdar Keskin, evde kardeşleriyle müzik grubu kurduklarını söyleyerek şunları anlattı:

“Abilerimden biri gitar biri de melodika çalıyordu. Bende tencerelerden, anten çubuklarından imal edilmiş bir bateri setiyle grubun bateristliğini yapıyordum. Daha sonra dört yıl kadar bağlama dersleri gördüm ve bağlama çalmaya başladım. Üniversite zamanlarımda da gitar çalan abimi taklit ederek kendimce gitar çalmaya başladım.”

İstanbul’a üniversiteye gittiğinde Grup Yorum’un gitaristinin askere gidince gitarist arayışına girdiklerini söyleyen Keskin, kendisine haber geldiğini ve Grup Yorum’un kadrosuna gitarist olarak katıldığını söylerken o dönemi şöyle tanımlıyor:

“İstanbul’a üniversiteye geldiğimde hayatımın aslında makas değiştirdiği günleriyle karşılaştım. Grup Yorum’un kavgasına dahil oldum.”

“Bireysel müzik aslında çok da bireysel olmuyor”

Grup Yorum ile yollarını ayırdıktan sonra bireysel müzik yapmaya başlayan Serdar Keskin’e grup ile bireysel müzik yapmanın ne gibi farklılıkları olabileceğini sordum. Kendisi şu sözlerle cevapladı:

“Grup pratiği, müziğin birlikte üretildiği bir tür okul işlevi de gören bir şeydir. Bireysel müzik de aslında çok da bireysel olmuyor. Müziğin düzenlenmesine dönük çalışmalar da illa ki müziğe güzel eklemlenebilecek yolların kesiştiği bir vesile oluyor. Bu açıdan belki biraz farklılıktan bahsetmem söz konusudur. Tabii yazdığınız sözler, hayata bakışınız, o anki süreç ve konular, duygusal ve bilişsel olarak nerede durduğunuzun aslında bir tür günlüğü gibidir. O yönüyle bir grup pratiğinden en temelde farklılık diyeceksek böyle bir farklılıktan söz edebiliriz. İkisinin de birlikte deneyimlenmesinin benim müzikal serüvenimde aslında bir şans olduğunu söyleyebilirim. Birlikte çalma pratiği geliştirmiş olmak hayatınızdaki sahne tecrübenizi önemli ölçüde besliyor.”

Iraksamalar ve Leyl

1998 yılında Iraksamalar, 2003’te Leyl albümleriyle müzikseverlerin karşısına çıkan Serdar Keskin, bu albümlerin hemen öncesinde 1997 yılında Kent Ozanları albümünde Vize isimli kendisine ait şarkı ile yer aldığını belirterek albümlerinin ortaya çıkış hikayelerinden bahsetti.

Iraksamalar albümünü, Kent Ozanları albümünü yayınlayan firmanın yayınladığını belirten Keskin, albümün ortaya çıkışını şöyle anlattı:

“O dönemde ciddi değişimler yaşanmıştı. Alt üst oluş, yeni parametrelerin artık yavaş yavaş dünyaya yön vermeye başlayacağının işaretleri, ipuçlarının çok yoğun hissedildiği dönemlerden geçtik. Ve kendisini soldan doğru ifade eden en geniş kesim aslında o dönem, önemli alt üst oluşla, bir dinamizm içerisinde yüzleşmek zorunda kaldı. Neoliberalizm adı altında liberal düşünce, kendi galibiyetini ilan etti. Tabii ki biz müzisyenlerin de böylesi süreçlerden etkilenmemesi düşünülemez. Bu süreçlere ilişkin kendi fikriyatımı, iç tartışmalarımı içeren sözler yazmaya çalıştım. Iraksamalar albümü o dönemin bendeki ruh halinin yansımalarını oluşturduğu repertuarlardan oluştuğunu söyleyebilirim. Leyl albümünde ise Iraksamalar ile benzer bir izlek var. Üretim mantığının benzer ölçüde ikinci albüm olan Leyl’de de sürdüğünü söylemem mümkün.”

İkinci albüm olan Leyl albümünün Iraksamalar albümünden farkını anlatan Serdar Keskin, şu noktaya değindi:

“İkinci albümün diğer albümden farkı, sound anlamında coğrafyaya ait olan bağlama, tambur, cura gibi enstrumanların kendine daha fazla yer bulmasıdır.”

“Günün birinde öneri gelirse ‘neden olmasın?’ diyorum”

Zeki Demirkubuz’un ‘C Blok’ isimli filminin müziklerini besteleyen Serdar Keskin, film için bestelediği müziklerin, Zeki Demirkubuz’un film açısından vurucu bulduğu noktaları atmosfer olarak destekleyen bir unsur olarak yer aldığını dile getirerek “benim açımdan bambaşka bir tecrübe” diye ekledi. Temaları çalmadan önce yönetmenin kendisine izlettiğini söyleyen Keskin, sözlerini şöyle devam ettirdi:

“ ‘Replik neydi, ne değildi, nasıl bir önemi vardı’ gibi sorulara yanıt alana kadar yönetmenle konuşup görüntüleri izledikten sonra o küçük temaları oluşturmuş oldum. Bu konuda olumlu tepkiler de aldım. Gerisi de gelmedi, o benim hikayemde özel bir şey olarak duruyor. Günün birinde öneri gelirse ‘neden olmasın?’ diyorum. Aslında güzel bir tecrübe.”

“100 ‘ün üzerinde müzisyen arkadaşımızın intiharı ile karşı karşıya kaldık”

Pandemi dolayısıyla kayıt ve konserlerin aksadığını, pandemiden hemen önceki altı konserini iptal etmek zorunda kaldığını söyleyen Serdar Keskin, “pandemi bizler için önemli olan konserleri elimizden aldı” dedi. Zaman zaman sosyal medya üzerinden canlı yayınlar gerçekleştirerek bu durumu aşmaya çalıştıklarını ifade eden Keskin, şunları sözlerine ekledi:

“Yine de yüz yüze bir atmosferi, birlikte söylemenin tadını vermiyor. Düzgün de yönetilmediği için 100’ün üzerinde müzisyen arkadaşımızın intiharı ile karşı karşıya kaldık. Pandeminin bendeki karşılığından ziyade aslında herkesin bakması gereken noktanın bu olduğunu düşünüyorum, bu alan söz konusuysa. 100’ün üzerinde müzisyenin intiharı gibi gerçekten utanç verici, içler acısı bir tablo ile karşı karşıyayız.”

“Sektör dediğimiz şey koca bir organizma”

Tüketim kültürünün müziğe ve müzik sektörüne yansımalarını değerlendiren Serdar Keskin, sektörün nesnel bir olgu olduğunu, kendi yaptığı müziğin sektör dışı sayılabileceğini vurgularken öte yandan “kendi yağında kavrulan bir müzisyen olarak benim hikâyem akmaya devam ediyor” dedi. Serdar Keskin, sektörden talep edebileceği şeylerle alakalı gündeme ancak kafa yorabileceğini söyleyerek müzik sektörü hakkında sözlerine şöyle devam etti:

“Bir şey sektörleştiği zaman tahakküm ilişkisi doğuyor. Çünkü sektör bir hiyerarşiyi dayatıyor, sektör dediğimiz şey koca bir organizma. Müzik sektörünün içinde repertuar, stüdyolar, müzisyenler,aranjörlük, firma boyutu, reklam boyutu, dizi boyutu var. Yani müzik sektörü devasa bir şeydir.”

Sektörden beklentisini anlatan Keskin, şunları söyledi:

“Bizim gibi kendi yağında kavrulan binlerce müzisyen var. Bunlara ilişkin telif politikalarının pozitif ayrımcılık dediğimiz bir muameleyle onların lehine bir takım düzenlemeler olması gibi beklentim var. Dolayısıyla sektörle bağım bu kadar.”

Sektörel dünyaya mesafeli olduğunu ifadelerine ekleyen Serdar Keskin, söyleşiyi şu sözlerle bitirdi:

“Sektörel dünyanın çok uzağındayım. Zaten fikir, yaptığım iş ve yarattığı sonuçlar olarak da kendiliğinden mesafeliyim. Milyon tık alan internet dünyasından söz ediyoruz. Eskiden “milyon satan albümler” denirdi. Daha doğrusu sektör dediğimiz şey bunun icaplarına göre çalışan bir mekanizma. Dolayısıyla mantık olarak çok bir şey değişmedi.”

 Haber/Devrim Fındık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir